HÜCREDEKİ EŞSİZ ÜRETİM:
PROTEİN SENTEZİ
ÜRETİM BAŞLIYOR: İLK SİNYAL 
VE SİPARİŞ VERİLİYOR 
SİPARİŞ FİŞİ KOPYALANIYOR 
KOPYALANAN BİLGİNİN ÜRETİM MERKEZİNE ULAŞTIRILMASI 
HAMMADDELER ÜRETİM MERKEZİNE DOĞRU YOLA ÇIKIYOR 
ÜRETİMDEN ÖNCE YAPILMASI GEREKEN TERCÜME 
"KODON-ANTİKODON" YANİ "ANAHTAR-KİLİT"
METODU 
FABRİKADA ADIM ADIM 
KALİTE KONTROL 
SİPARİŞ YERİNE TESLİM EDİLİYOR 
PROTEİN SENTEZİNİN GÖSTERDİĞİ
ÖNEMLİ BİR GERÇEK 
Canlıların yaşamlarını sürdürebilmelerinde hayati bir
önemi olan proteinlerin, hücre içinde üretimleri için
dünya üzerindeki hiçbir üretim sistemiyle kıyaslanamayacak
komplekslikte ve düzende, kusursuz bir sistem bulunmaktadır.
Bu kompleks üretim sisteminde hiçbir hataya yer yoktur.
Herhangi bir aşamada meydana gelen bir aksaklık, hemen
güvenlikli kontrol sistemi sayesinde düzeltilir. Böylece
canlının yaşamını sürdürmesini sağlayacak olan proteinler
hiçbir aksama olmadan, tam gerektiği zamanda tam gereken
yerde ve şekilde üretilir.
Protein üretiminin bir diğer mucizevi özelliği de çok
yüksek bir hızda gerçekleşmesidir. Örneğin 100 amino
asit taşıyan bir protein molekülü, E. coli bakterisinin
hücresi tarafından 5 saniyede sentezlenir. Bu öylesine
büyük bir hızdır ki, böyle bir hızda bütün üretim sürecini
kusursuz biçimde tamamlayabilen bir fabrika, yeryüzünde
mevcut değildir. Bu hız canlı için çok önemlidir, çünkü
hücrelerde canlılığın sürdürülebilmesi için her an birçok
proteine ihtiyaç duyulur. 17
Protein üretimi sırasında ise birçok protein aynı anda
faaliyet gösterir. Hücrelerin içinde protein üretimi
için gereken bütün parçalar eksiksiz biçimde birarada
çalışırlar. 80'in üzerinde ribozom proteini, 20'nin
üzerinde amino asit habercisi olan moleküller, bir düzinenin
üzerinde yardımcı enzim, 100'ün üzerinde son işlemleri
gerçekleştiren enzimler, 40'ın üzerinde RNA molekülü
olmak üzere yaklaşık 300 makromolekül, bir koordinasyon
halinde protein sentezinde rol alır. 18 Büyük bir mühendis kadrosunun bile
zorlukla koordine edebileceği bu kusursuz üretim, milimetrenin
binde biri kadar küçük bir alanda, bundan çok daha küçük
yüzlerce molekülün yoğun faaliyetiyle yaşamın devam
edebilmesini sağlar. Bu üretimde görev alan moleküllerden
tek bir tanesinin olmaması durumunda tüm üretim zinciri
aksar. Bu da protein üretiminin canlılardaki "indirgenemez
kompleks" yapılardan biri olduğunun bir göstergesidir.
Yani böyle bir sistemin içinden tek bir parça dahi çıkarılsa
tüm yapı bozulmaya uğrar. Örneğin sadece üretimi sonlandırma
ve üretilen yeni proteini serbest bırakma elemanının
(proteininin) olmaması, protein üretiminin dengesini
bozmaya yeterlidir. Böylesine planlı ve toplu bir şuur
içinde kendisini gösteren varoluş ancak Allah'ın yaratması
ile mümkündür.
Her bir aşaması büyük bir bilgi, tasarım ve akıl üzerine
inşa edilen bu yaratılış mucizesinde yer alan bazı hayranlık
uyandırıcı detayları ilerleyen satırlarda okuyabilirsiniz.
Ancak bu işlemleri okumaya başlamadan önce çok önemli
bir gerçeği hatırlatmakta yarar vardır. İlerleyen sayfalarda
okuyacağınız üretimin elemanları, hücre içindeki organeller
ve moleküllerdir. Bu moleküllerin yapısını incelediğimizde
ise karşımıza çıkan daha küçük moleküller olan amino
asitler ve bunların da kökeninde şuursuz ve cansız atomlardır.
Karbon, hidrojen, oksijen, azot gibi atomların biraraya
gelmesiyle oluşan bu topluluklar, kendilerinden asla
beklenmeyecek bir akıl ve şuur ile, insanların başaramayacağı
işlemleri gerçekleştirirler.
Peki ama şuursuz atomlara şuurlu hareketler yaptıran,
atomları atom profesörlerinden daha başarılı kılan nedir?
İşte ilerleyen satırlarda açıklanacak olan bu başarının,
cansız, şuursuz atomların ve moleküllerin kendilerine
ait olamayacağı, tüm bu varlıkların "gökten yere her
işi yöneten" Allah'ın kudretiyle hareket ettikleridir.
ÜRETİM BAŞLIYOR: İLK SİNYAL
Vücutta herhangi bir proteine ihtiyaç duyulduğu zaman
bu ihtiyacı ifade eden bir mesaj, üretimi gerçekleştirecek
olan hücrelerin çekirdeklerinde bulunan DNA molekülüne
ulaştırılır. Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli
bir nokta bulunmaktadır; vücutta herhangi bir protein
ihtiyacı olduğunda yine protein olan bazı haberciler,
nereye başvurmaları gerektiğini bilerek, tüm vücutta
ilgili yeri bulabilmekte, ihtiyaç mesajını doğru yere
doğru şekilde iletebilmektedirler. Bu iletişimi sağlayan
protein kendisine göre karanlık bir dehliz olan vücudun
içinde kaybolmadan yolunu bularak, taşıdığı mesajı kaybetmeden
ya da herhangi bir parçasına zarar vermeden oraya ulaştırmaktadır.
Yani her bir parçada çok büyük bir görev bilinci bulunmaktadır.
Hücre çekirdeğine gelen mesaj, bir dizi kompleks ve
son derece organize işlemden sonra proteine dönüşür.
Protein talebinin, vücuttaki 100 trilyon hücreden doğru
hücrelere ulaşması, mesajı alan hücrenin kendisinden
ne istendiğini anlayarak hemen işe koyulması ve kusursuz
bir sonuç elde etmesi insanda hayranlık uyandıran olaylardır.
Çünkü burada söz edilen bilinç, akıl, bilgi ve irade
sahibi insanların oluşturduğu bir topluluk değil, fosfor,
karbon, yağ gibi maddelerden oluşmuş şuursuz ve gözle
dahi görülemeyecek kadar küçük varlıklardır. Bu moleküllerin
tek başlarına haber verme, anlama ve tespit etme gibi
güçleri ve iradeleri yoktur. Bütün moleküller gibi,
Allah'ın onlara verdiği özel şekil ve ilham ile hareket
ederek böyle şuurlu davranışlar gösterirler.
Talimatın alınmasından sonra ilk işlem, üretilmesi
istenen proteinle ilgili bilgilerin DNA'dan alınmasıdır.
VE SİPARİŞ VERİLİYOR
Vücudumuzda görev yapan bütün proteinlere ait bilgiler
hücre çekirdeğinde yer alan DNA molekülünde depolanır.
Yani bir protein üretileceği zaman, bu proteinle ilgili
bilgiler DNA'dan alınır. Ancak bunun için DNA'nın, ihtiyaç
olan protein hakkındaki bilgiyi tam ve doğru olarak
anlaması ve doğru bilgiyi vermesi gerekir. Tıpkı üretim
yapacak olan bir kimyagerin, bu üretim sırasında kendisine
gerekli olacak hammaddeleri ve üretimi yapmak için ihtiyaç
duyduğu tüm teknik bilgileri yetkili bir yere başvurarak
talep etmesi gibi� Bir kimyager bunu karşısındaki kişi
veya kurumdan yazılı veya sözlü olarak talep eder; işte
DNA'dan da bir proteinin formülünü talep etmek için
özel bir lisan kullanılır. Bu lisan 4 harften oluşan
bir alfabeye sahiptir.
|
Yandaki şekilde vücudumuzun
bilgi bankası olan DNA'nın yapısı görülmektedir.
DNA molekülü 4 farklı nükleotidin farklı sıralamalarla
ardarda gelerek dizilmesinden oluşur. Bu moleküllerin
sıralamaları canlıların kullanacağı tüm proteinlerin
yapısıyla ilgili bilgileri oluşturur. |
DNA molekülü 4 farklı nükleotidin farklı sıralamalarla
ardarda gelerek dizilmesinden oluşur. Bu dört faklı
nükleotid sahip oldukları baz moleküllerinin adlarıyla
anılırlar; A (Adenin), G (Guanin), C (Citosin) ve T
(Timin). Bu moleküllerin sıralamaları canlının kullanacağı
bütün proteinlerin yapısının nasıl olması gerektiğine
dair bilgiyi oluşturur. Yani her insanın hücrelerindeki
DNA'da kendisine ait her özelliği meydana getiren proteinlerin
bilgisi, 4 harfli özel bir alfabe ile yazılmıştır ve
bu bilgiler bir kütüphane dolusu ansiklopediye sığacak
kadar çoktur.
Milimetrenin binde birinden daha küçük bir alanda böyle
ciltlerce ansiklopediye sığacak bilginin şifrelenmesi
olağanüstü bir durumdur. Bu bilgi, yazılı hale getirildiğinde,
500'er sayfalık 1000 ansiklopedi uzunluğunda olacaktır,
ki bu büyüklükte bir eser henüz yazılmamıştır. Bu kodlama
dünyaca ünlü Britannica Ansiklopedisi'nin 20 katı kadar
uzunluktadır. 19 Günümüzde bilgi saklanması için çok yüksek kapasiteli
bilgisayar çipleri tasarlanmıştır. Halen farklı şifreleme
sistemleriyle bu kapasiteyi artırmak için çok yüksek
maliyetli çalışmalar yapılmaktadır. Ancak DNA molekülünde
protein bilgilerinin şifrelenmesi yeryüzünde üretilmiş
hiçbir teknoloji ile kıyaslanmayacak kadar üstün bir
kapasite ile yapılmıştır. Öyle ki, kapladığı alanda
maksimum bilgiyi şifreleme kapasitesine sahiptir. 20 Böyle kusursuz bir bilgi depolama
sisteminin tesadüfen oluştuğunu söylemek ise büyük bir
mantık hezimetidir.
Hücre içindeki işlerin aksamaması, ihtiyacın doğru
karşılanması, kısacası hücre yaşamının devam edebilmesi
için doğru proteinin üretilmesi çok önemlidir. Bu yüzden
hangi proteinin üretilmesi gerektiği ile ilgili mesaj
alındıktan sonra DNA'dan doğru bilginin seçilerek alınması
gereklidir. Peki bu seçimi kim yapacaktır?
| Bir protein üretileceği zaman,
RNA polimeraz isimli enzim, DNA'dan, üretilecek
protein için gerekli olan bilgileri seçer ve kopyalar.
Enzim dediğimiz bir atom topluluğunun, böyle bir
bilinç göstermesi kuşkusuz büyük bir mucizedir. |
 |
|
Hayati bir öneme sahip bu üretimi yapmak için gereken
hammadde, yıllar süren eğitim hayatından sonra, yıllar
süren bir bilimsel geçmişe sahip, deneyimli, akıllı,
tecrübeli, görebilen, duyabilen bir bilim adamı değil,
şuursuz atomların birleşiminden oluşmuş bir moleküldür.
Bu hayati önem taşıyan seçme işlemini yapan, yine mükemmel
bir yapıya sahip bir protein olan RNA polimeraz enzimidir.
Bu enzimin yaptığı iş son derece zordur. Herşeyden önce,
3 milyar harften oluşan DNA molekülünün içinden, üretilecek
proteinle ilgili gerekli harfleri seçip alması gerekmektedir.
Polimeraz enziminin 3 milyar harften oluşan DNA molekülünün
içinden, birkaç satırlık bir bilgiyi bulup çıkarması,
1000 ciltlik bir ansiklopedinin herhangi bir sayfasına
saklanmış, birkaç satırlık özel bir yazıyı hiçbir tarif
olmadan o anda bulmaya benzer.
 |
DNA'nın sahip olduğu bilgi olağanüstü
bir bilgidir. Bu, 1 nanometrelik yani metrenin milyarda
birinden daha az bir alana, 20 ciltlik bir ansiklopedinin
sığdırılması anlamına gelir. İnsanın ise, böyle
bir bilgi depolama sistemini üretebilmesi bir yana,
tam olarak kavrayabilmesi dahi mümkün olmamıştır.
DNA'daki bu bilgi depolanması ile aynı prensibi
kullanmaya çalışan bilgisayar teknolojisi sayesinde,
bilgileri depolayan mikroçipler üretilmiştir. Ancak
bu mikroçiplerin, DNA'daki kapasiteye yaklaşmaları
söz konusu dahi değildir. |
Bu, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir konudur.
Bilindiği gibi, insan DNA'sında yer alan bilgilerin
okunması için dünya çapında yürütülen İnsan Genomu Projesi
(Human Genom Project) dahilinde, dünyanın önde gelen
yüzlerce bilim adamı, en gelişmiş ve en yüksek teknoloji
ile donatılmış laboratuvarlarda, 10 yıldır geceli gündüzlü
çalışarak DNA'daki bilginin bir kısmını okuyabilmiştir.
İnsanoğlu yıllardır en ileri teknolojiyi kullandığı
halde DNA'yı okumayı 2000 yılında başarabilmiştir.
Oysa gözle görülemeyecek kadar küçük, gözü, beyni,
eli olmayan proteinler milyarlarca yıldır bu işlemi
her an kusursuzca yapmaktadırlar. |
Üstelik büyük kısmını sadece okuyabilmişler, hangi
harflerin hangi protein veya gen için kullanıldığını
henüz belirleyememişlerdir. Buna karşın, vücudumuzda
100 trilyon hücrenin içinde, her an trilyonlarca RNA
polimeraz enzimi, DNA'daki bilgiyi baştan sona okumakta
ve üstelik kendisinden istenen bilgiyi eksiksiz, hatasız
ve kusursuz bir şekilde çıkartıp verebilmektedir. Bu
büyük bir hız, beceri, akıl, bilgi, araştırma, şuur
isteyen görevi yerine getiren ise, şuursuz atomların
biraraya gelmeleri ile oluşan bir moleküldür. Evrimcilerin
böyle bir sistemin yıldırımların, sarsıntıların etkisiyle
tesadüfler sonucunda meydana geldiğini iddia edebilmeleri
ise son derece şaşırtıcı bir olaydır.
Polimeraz enziminin üretilecek olan proteinle ilgili
bilgiyi DNA molekülü üzerinde bulduktan sonra çok önemli
bir görevi daha vardır. Şimdi önemli bir şuur alameti
ve beceri daha göstermeli, bu bilgiyi üretim yerine
gidecek şekilde kopyalamalıdır.
SİPARİŞ FİŞİ KOPYALANIYOR
Sipariş fişinin, yani DNA'dan alınan bilginin doğru
olarak kopyalanması çok önemlidir. Çünkü üretim boyunca
kullanılacak bütün bilgiler bu sipariş fişi üzerinden
okunur. Bu fişin kopyalanması sırasında meydana gelebilecek
tek bir hata dahi canlı için ölümcül olabilir. Örneğin
kanda dokulara oksijen taşımakla görevli olan hemoglobin
proteininin amino asit diziliminde bulunan 600 amino
asit içinden tek bir tanesinin yerinin değişmesi, hemoglobinin
apayrı bir yapıya sahip olmasına ve görevini yapamamasına
neden olur. Bu şekildeki bozuk hemoglobinler oksijen
taşıyamadıkları için Akdeniz anemisi olarak bildiğimiz
ölümcül hastalık ortaya çıkar.
YANLIŞ KOPYALAMA KANSER SEBEBİ
Son zamanlarda kanser araştırmacıları
kanser oluşumunda hücre içinde yanlış üretilen proteinlerin
önemli rol oynadığını ortaya çıkardılar. DNA'nın
kopyalanması sırasında yanlış kopyalanan genler
yanlış proteinlerin üretilmesine neden olurlar.
Bu buluş ilk defa mesane kanseri araştırmalarında
ortaya çıktı. Bu bölgedeki hücrelerde DNA'da bulunan
5000 basamaklı özel bir genin tek bir basamağında
yanlış kodlanmasının hücreyi bozduğu anlaşıldı.
(Robert A. Weinberg, One Renegade Cell, How Cancer
Begins, s. 42, 1998 Basic Books,1st Ed.New York)
Bu hatalı genlerin üreteceği proteinler yanlış bilgilerle
üretildikleri için, hücreye yarar sağlayacağına
zarar vermektedirler. |
Kopyalama işleminin başlaması için çok önemli bir engel
aşılmalıdır. DNA molekülünün merdiven gibi birbirine
dolanmış kollarının kopyalama işlemi için ayrılmaları
gerekir. Bu ayrılma işleminde yine RNA polimeraz enzimi
iş başındadır. RNA polimeraz, kodlanacak genin başlangıcından
35 harf öncesine bağlanarak, sarılmış merdiven gibi
olan DNA'nın basamaklarını bir fermuarı açar gibi açar.
Bu açılma çok hızlı yapılır. Öyle ki, bu hızdan dolayı
DNA'nın ısınıp yanma tehlikesi oluşur. Ama sistem öylesine
mükemmel düzenlenmiştir ki, bu tehlike de düşünülmüştür.
Önceden alınan bir dizi tedbir sayesinde yanma tehlikesi
ortadan kaldırılır; özel bir enzim sanki oluşabilecek
tehlikenin farkındaymış gibi, gidip DNA'nın açılmış
olan sarmalının iki ucunu tutarak bu sürtünmeye izin
vermez. Ve yine özel enzimler DNA'nın açılması sırasında
birbirine dolaşmasını önlerler. Bu enzimler olmasa "mesajcı
RNA" olarak adlandırılan sipariş fişinin kopyalanması
mümkün olmaz. Çünkü fermuar gibi açılan DNA sarmalının
kolları kopyalama işlemi başlamadan tekrar birbirine
dolanır ve sürtünmeden dolayı DNA'nın yapısı bozulur.
Görüldüğü gibi, her aşamada onlarca enzim ve protein
yer almakta ve hepsi birbiri ile büyük bir uyum içinde
görevlerini eksiksizce yerine getirmektedirler.
Burada bir kez daha hatırlatmakta yarar vardır: Bu
bilgileri okurken, bunları yapanların belirli sayıda
atomun birleşmesinden meydana gelmiş olan şuursuz moleküller
olduğunu unutmamak gerekir. Enzim de protein de bu moleküllerdir.
Bu moleküllerin her biri üstün bir ilimle ve görev bilinci
ile donatılmış olarak görevlerini yerine getirmektedirler.
Alınan bu özel tedbirlerden sonra aşılması gereken
birkaç engel daha vardır. Örneğin istenilen proteinin
amino asit dizilimini içeren bilgi büyük DNA molekülünün
herhangi bir bölgesinde bulunabilir. Bu durumda farklı
yerlerde bulunan bilgileri, yani amino asit dizilimini
işaret eden şifreleri kopyalamak için polimeraz enzimi
ne yapacaktır? DNA'yı koparamaz, istemediği şifrelerin
üzerinden atlayamaz. Doğrudan aynı hat üzerinde devam
ettiğinde gereksiz bilgileri de kopyalayacak ve istenilen
protein oluşmayacaktır.
Bu sorunun çözümü için olağanüstü şuurlu bir olay daha
gerçekleşir ve DNA kopyalama işlemine yardım etmesi
gerektiğini düşünmüş gibi, bükülerek, istenmeyen şifre
dizisinin olduğu bölümü dışarı doğru kıvırır. Böylece
ardı ardına okunması gereken, ama arada başka şifreler
de olduğu için birbirlerinden uzak kalan şifre dizilerinin
uçları birbirleri ile birleşir. Böylece kopyalanması
gereken şifreler tek bir hat üzerine gelmiş olur. Bu
şekilde polimeraz enzimi sipariş fişini üretilecek protein
için kolayca kopyalayabilir.
Kimi zaman istenmeyen şifrelerin elenmesi için bir
başka yöntem daha kullanılır. Bu yöntemde ise, RNA polimeraz
enzimi, gereksiz şifreler de olmak üzere geni baştan
sona kopyalar. Daha sonra, olay yerine gelen "spliceosome"
enzimleri, gereksiz şifreleri bir halka şeklinde "büker
ve atarlar". Bunun gerçekleşmesi için bu enzimlerin,
ellerindeki reçete ile DNA'dan kopyalanan bilgileri
kıyaslayıp, gerekmeyenleri tespit etmeleri gerekir.
Sizin elinize harflerle dolu upuzun iki tane liste verilse
ve bunların arasında gereksizleri tespit edip atmanız
istense, bunun için ikisini dikkatlice inceleyip, satır
satır kontrol etmeniz gerekir. Bunun için hem harfleri
tanımanız, hem istenen bilginin ne olduğunu bilmeniz,
hem de neyi ne için yaptığınızın bilincinde olmanız
gerekir. O nedenle herhangi bir biyoloji kitabında ya
da belgeselde "seçer, büker ve atar" şeklinde bir cümle
görmek insanları aldatmamalıdır. Çünkü burada kıyas
yapan, tespit eden, inceleyen, ayıran, seçen, büken
ve atan karbon, asit ve fosfat gibi cansız ve şuursuz
maddelerin biraraya gelmesiyle oluşan beyni olmayan,
görmeyen, duymayan maddelerdir.
|
Orijinal
DNA parçası |
|
RNA transkripti |
|
Ayrılacak
parça belirleniyor |
|
Ayrılma |
|
Birleşme |
Bazen bir proteine ait bilgi
DNA'nın farklı yerlerinde olabilir. Böyle bir
durumda RNA polimeraz enzimi geni baştan sona
kopyalar. Ve daha sonra "spliceosome" isimli enzimler
gelerek istenmeyen bölgenin iki ucunu birbirine
değdirecek şekilde kopyalanan zinciri bükerler.
Bu işlemin sonucunda istenmeyen ve bükülen bölge
zincirden kopartılıp atılır. Bu işlemlerin yerine
getirilmesi için enzimlerin büyük bir şuur ve
akıl göstermeleri gerekir. Ellerindeki reçetedeki
milyonlarca harf içinden gerekli olanları hatasızca
tespit edip ayıklayabilecek kadar dikkatli olmalıdılar.
Şuursuz atomlardan oluşan küçük bir molekülün
böyle olağanüstü bir akıl göstermesi sonsuz kudret
sahibi olan Allah'ın varlığını ve yaratışındaki
mükemmelliği gösterir. |
DNA'dan sipariş fişininin kopyalanması sırasında gerçekleşen
şaşırtıcı ve olağanüstü olaylar bunlarla da bitmez.
Kopyalamayı birilerinin durdurması gerekmektedir, aksi
takdirde polimeraz enzimi, geni baştan sona kopyalar.
Proteini kodlayan genin sonunda, o genin bittiğini gösteren
bir kodon vardır. (DNA'daki şifreyi oluşturan nükleotitlerin
her üçlü grubuna kodon denir.) RNA polimeraz durdurucu
kodona geldiğinde, kopyalama işlemini durdurması gerektiğini
anlar ve üzerinde protein için gerekli mesajı taşıyan
mesajcı RNA ile DNA'dan ayrılır. Ancak bu noktada yine
çok dikkatli davranılır. Çünkü mesajcı RNA hücre çekirdeğinden
çıkıp, üretimin yapılacağı ribozoma gidene kadar bir
hayli yol katedecektir. Bu esnada üzerindeki mesajın
hiçbir zarar görmemesi gerekir. Bu nedenle, hücre çekirdeğinden
bazı özel enzimlerin koruması altında çıkar.
KOPYALANAN BİLGİNİN ÜRETİM MERKEZİNE ULAŞTIRILMASI
Hücrede protein üretimi için gerekli olan bilginin
DNA'da bulunmasından ve kopyalanmasından sonra şimdi
de bu bilginin proteinin üretileceği fabrika olan ribozomlara
ulaştırılması gereklidir. Her hücrede bulunan bu organeller
çekirdekteki DNA'dan oldukça uzakta ve hücrenin bütün
sitoplazmasına (hücre içi sıvısına) dağılmış haldedirler.
Bu fabrikalara üretim siparişleri eksiksiz bir biçimde
süratle ulaştırılmalıdır. Mesajcı RNA (mRNA), yolunu
şaşırmadan ve hücrenin içinde bulunan birçok organel
ve molekül arasında hiç tereddüt etmeden ribozomu bulur.
mRNA ribozomu bulduğunda onun dış kısmına bir hat şeklinde
yerleşir. Bu şekilde artık üretilmek istenilen proteinin
amino asit dizilimine ait bilgi üretim merkezine doğru
biçimde ulaşmıştır. Bir proteinin üretilmesi için kopyalanan
mRNA ne yapmaları gerektiği, ne zaman başlayıp ne zaman
bitmesi gerektiği bilgilerini de taşır. Dolayısıyla
bu talimat ribozoma ulaştığında, üretilecek protein
için gerekli olan amino asitlerin ribozoma getirilmesi
için hücrenin diğer bölgelerine mesajlar gönderilmeye
başlanır. 21
HAMMADDELER ÜRETİM MERKEZİNE DOĞRU YOLA ÇIKIYOR
İşte protein üretimindeki mükemmel organizasyon mucizelerinden
biri de bu noktada gerçekleşir.
Proteinin bilgilerini taşıyan mesajcı RNA ribozoma
yerleştikten sonra başka bir RNA türü olan "taşıyıcı
RNA" (tRNA) devreye girer. Bu RNA molekülü de DNA'daki
bilgilere göre özel olarak üretilir. Bu RNA'lar sadece
protein üretiminde hammadde olarak kullanılacak amino
asitleri ribozoma taşımak üzere görevlendirildikleri
için taşıyıcı olarak adlandırılırlar. Bu RNA'lar, bir
fabrikadaki üretime hammadde taşıyan özel nakliye araçları
gibidir. Ama bu özel taşıyıcı RNA'ların nakliye sisteminde
çok farklı bir özellik vardır.

|
Protein sentezi sırasında DNA'yı
oluşturan alfabenin, proteini oluşturan alfabeye
tercüme edilmesi gerekir. Örneğin oldaki
yazı sağdaki protein diline çevrilmelidir. |
Daha önce de bahsedildiği gibi, her canlı hücresinde
20 çeşit amino asit vardır. İşte bu 20 çeşit amino asitin,
yani hammaddenin her biri kendisine özel bir nakliye
aracı tarafından taşınır. 22 Amino asitlerin kendilerini taşıyacak olan tRNA'ya bağlanmaları
da bir seri karmaşık işlem sonucunda gerçekleşir. Her
amino asit çeşidini aktive eden özel bir enzim vardır.
Aynı enzim hem amino asiti aktifleştirir hem de amino
asitin tRNA'ya bağlanmasını sağlar. Buna göre enzimin
(amino asit sentetaz) hem amino asite, hem de tRNA'ya
bağlanabilecek yapılarının olması gerekir. Görüldüğü
gibi, her aşamada içiçe geçmiş birçok işlem ve görevi
olan birçok parça bulunmaktadır. Bunlardan tek bir tanesi
dahi olmadığında, canlının yaşamı devam edemeyecek kadar
hasar görebilmektedir. Örneğin amino asitleri aktive
eden ve tRNA'ya bağlayan bu özel enzimler olmadığı takdirde
protein sentezi için gerekli olan amino asitler ribozomlara
ulaştırılamayacaktır. Dolayısıyla, tüm bu sistemin önceden
tasarlanması ve ihtiyaç duyulan malzemenin de belirlenerek,
bu sistemle birlikte yaratılması gerekir.
Ribozoma tRNA tarafından getirilen her amino asit,
mRNA'nın belirlediği üretim hattında belirli yerlerde
işlenmelidir. Üretim boyunca tek bir amino asitin bile
yanlış bir birimde işlenmesi proteini işe yaramaz bir
molekül haline getirmeye yeterlidir. Oysa bu işlem bütün
canlı hücrelerde kusursuz bir biçimde işler. Nakliye
görevini yapan her tRNA, getirdiği her amino asiti üretim
talimatında belirtilen yere götürür ve üretimdeki işleyişin
bozulmamasını sağlar. Üretim talimatı ise bilindiği
gibi mRNA'da kayıtlıdır. Bu şuursuz moleküllerde görülen
kusursuz disiplin anlayışı, bilinçli ve sorumluluk sahibi
olduklarını gösteren tavırlar, her birinin üstün bir
akıl ve güç sahibi olan Allah'a boyun eğdiklerinin ve
O'nun kontrolü ile hareket ettiklerinin çarpıcı bir
göstergesidir.
ÜRETİMDEN ÖNCE YAPILMASI GEREKEN TERCÜME
Artık sipariş, yani üretilecek proteine ait bilgi ve
gerekli hammaddeler hazırdır. Sipariş fişi üretimde
bir hat boyunca yer alacak bütün makinelere iletilmiştir.
Ortada aşılması gereken bir problem daha vardır. Üretim
bilgisi, yani sipariş, daha önce bahsettiğimiz şekilde
DNA'da özel bir dilde yazılmıştır. Ve üretim özel bir
dilde yazılan bu bilgiye göre yapılmalıdır. Fakat hammadde
olarak kullanılan amino asitlerin dizilimleri başka
bir dildedir. Karşılaşılan bu problemi şöyle ifade edebilriz.
Sipariş fişindeki yazılı emir, DNA'yı oluşturan şifrenin
dilidir, yani 4 harfli bir alfabeden oluşan özel bir
dilde yazılmıştır. Üretilecek olan proteinlerin dili
de 20 harfli bir alfabeden oluşan bir başka dildir.
(proteinleri oluşturan amino asitler 20 çeşit olduğu
için) İşte bu lisanın farklılığı gibi, DNA'dan gelen
üretim bilgisi amino asitlerin anlayacağı dilden değildir.
Sonuç olarak, DNA'dan gelen bilgiye hangi amino asitin
denk geldiğini anlayabilmek için, DNA'daki dilin diğerine
tercüme edilmesi gerekir.
Ribozom fabrikası yaşamın sağlıklı biçimde devam etmesi
için bu problemi en mükemmel şekilde çözen bir mekanizmayla
donatılmıştır. Çözüm olarak üretim sırasında fabrikada
yani ribozomda farklı iki dil arasındaki tercümeyi yapan
bir tercüme sistemi yaratılmıştır. Kodon-antikodon metodu
olarak adlandırılan bu tercüme sistemi şu andaki en
gelişmiş bilgisayar merkezlerinden çok daha üstün bir
şekilde, adeta bu iki dilde uzmanlaşmış bir tercüman
gibi çalışır. DNA'nın özel lisanı ile yazılmış olan
dört harfli protein bilgilerini 20 harften oluşan protein
diline çevirir. Böylece hangi amino asitlerin yan yana
dizileceğini ifade etmiş olur. Sonuçta da istenilen
proteinin doğru bir şekilde üretilmesini sağlar. İlerleyen
satırlarda detaylarına yer vereceğimiz bu çeviri işlemindeki
hatasızlık kuşkusuz çok dikkate değerdir. Bir hücrenin,
dolayısıyla canlıların yaşaması için gerekli binlerce
proteinin üretilmesinde ancak bir veya iki yanlışlığa
yer olabilir. İnsanların yaptığı hiçbir teknolojik ürün
veya konusunda en uzman ve en dikkatli bir insan, protein
gibi yaklaşık 200 romana eşdeğer bir yazıyı bu kadar
hatasız ve kusursuz çevirip yazamaz. 23
"KODON-ANTİKODON" YANİ "ANAHTAR-KİLİT"
METODU
Bu metod sayesinde tercüme sistemi amino asitleri birleştiren
üretim merkezinin hiç hata yapmamasını sağlar. Ribozomdaki
birleştirme merkezine önceden yerleşip sipariş bilgisini
taşıyan mRNA ile bir ucunda amino asit taşıyan tRNA
anahtar-kilit gibi karşı karşıya gelirler. mRNA'daki
her üç harf bir "kodon" yani bir kilit sayılır. tRNA'nın
üç boyutlu şekli artı işaretine benzer. Bu artı şeklindeki
yapının üst ucuna taşıdığı amino asit bağlıdır. Taşıyıcı
RNA'nın bu kilidini açabilecek özellikte olan alt ucu
da bir antikodon yani bir anahtar olarak tam karşısına
geçer. Ribozomun üretim için kullandığı bu özel tercüme
sistemi sayesinde proteinler kusursuz biçimde bir zincir
gibi üretilir. Tercüme sisteminin bu metodla beraber
en iyi şekilde çalışabilmesi için ribozom, her biri
beraberce uyum içinde çalışan yüzün üzerinde yardımcı
molekül kullanır. Bu moleküller üretim yerine gönderilen
özel RNA'lardır ve bunların çoğu özelleşmiş proteinlerdir. 24 Bu RNA'lardan en önemlileri mesajcı
RNA'nın ribozoma getirdiği üretim bilgisinin taşıyıcı
RNA tarafından anlaşılmasını ve diğer bir dilde okunmasını
sağlayan "ribozomal RNA"dır. Hazırlanan bu mekanizmaların
her biri tercüme işleminin hatasız yapılması ve sonucunda
doğru proteinin üretilmesi için kusursuz bir biçimde
çalışırlar.
DNA dilinin protein bilgilerine
dönüşmesi için, mRNA ile tRNA, anahtar ve kilit
gibi karşı karşıya gelirler. mRNA'daki her üç
harf bir kilit sayılır. tRNA'nın bu kilidi açabilecek
özellikte olan alt ucu da bir anahtar olarak tam
karşısına geçer. |
 |
FABRİKADA ADIM ADIM
Üretimin en önemli işlemi şüphesiz amino asitlerin
hatasız bir şekilde birleşmelerinin sağlanmasıdır. Bu
birleştirme işlemini meydana getiren olayları şöyle
özetleyebiliriz:
Protein sentezi sırasında gerçekleşen bu olayların
belirli zaman aralıklarıyla olması gerekmez. Aynı zamanda
bütün işlemler eksiksizce büyük bir süratle yerine getirilebilir.
Örneğin genellikle mRNA iplikçiğinin diğer ucu hala
DNA'ya bağlı olarak siparişi kopyalamaya devam ederken,
bir yandan da tercüme işlemi devam eder. 27 Hatta tek bir mRNA iplikçiği, farklı
noktalarda üretimin başlaması için birçok farklı ribozoma,
yani fabrikaya bağlanabilir ve sipariş vermeye devam
edebilir. Ve her bir ribozom aynı mRNA iplikçiğinde
siparişi farklı bir amino asit zinciri üretebilir. Aynı
şekilde proteinlere ait siparişler mRNA tarafından,
aynı anda DNA molekülünün birden fazla bölgesinde kopyalanabilir. 28 Son derece kompleks ve çok aşamalı
bir işlemi aynı anda birkaç yerde sürdürebilmek büyük
bir dikkat ve beceri gerektirir. Üstelik tek bir hata
dahi yapılmaması şarttır. Akıl ve bilinç sahibi bir
insanın aynı anda kaç işe dikkatini verebileceği, aynı
anda kaç ürünün üretilmesi ile ilgilenebileceği düşünüldüğünde,
bir molekülün sahip olduğu üstün nitelikler daha da
iyi anlaşılmaktadır.
DNA'dan kopyalanan protein
bilgisi mesajcı RNA (mRNA)
|
1. Amino
asitlerin birleştirileceği bölgeye, yani ribozoma
önce üretim bilgisini taşıyan mesajcı RNA gelir.
Ardından amino asit hammaddelerini taşıyan taşıyıcı
RNA'lar da bu bölgeye gelir. |
2. "Kodon-antikodon"
metodu sayesinde, tercüme sistemi birleştirme
işlemi sırasında hata yapılmamasını sağlar. Bu
metoda göre mesajcı RNA ile bir ucunda amino asit
taşıyan taşıyıcı RNA anahtar-kilit gibi karşı
karşıya gelirler. Mesajcı RNA'daki her üç harf
bir "kodon" yani kilit sayılır. Taşıyıcı RNA'nın
bu kilidini açabilecek özellikte olan ucu da anti-kodon
yani anahtar olarak tam karşısına geçer. |

3. Mesajcı
RNA ile taşıyıcı RNA'nın karşı karşıya geldiği
yerde ribozomal RNA devreye girer. Ribozomal RNA'nın
iki özel bölümü vardır. Ribozomal RNA'nın küçük
bölümüne mesajcı RNA, büyük olana da taşıyıcı
RNA yerleşir. tRNA ve mRNA'nın bağlanacakları
bölümde uyuşmalarını sağlayacak özel mekanizmalar
vardır, bu nedenle yerlerine kolaylıkla yerleşirler.
Bu, çok önemli bir konudur. Herşeyden önce ribozom
daha ilk yaratılırken, tRNA ve mRNA'nın varlığından
haberdar olan, onların özelliklerini ve ribozomu
bir amaç için kullanacaklarını bilen bir güç,
ribozomda uygun yerleri de yaratmıştır. Bunların
aşama aşama meydana gelen tesadüfi değişikliklerle
bu kadar kusursuz bir uyum göstermeleri kesinlikle
mümkün değildir. Ayrıca bu detaylı tasarım ve
ince hesaplar bu kadarla da kalmaz. Taşıyıcı RNA'ların
bağlandığı bölüm için de iki özel kısım bulunur. 25 Bu iki kısmın
birincisini ribozoma yeni gelen tRNA kullanırken
diğerini işi bittiği için ribozomdan ayrılacak
olan tRNA kullanır. |

4. Tercüme
işleminin başlaması için siparişin üzerinde bulunan
"başlatma kodonu" adı verilen özel bir kodonun
karşısına, taşıyıcı RNA tarafından üretilmek istenilen
proteinin ilk amino asiti getirilir. Ribozom,
üretilecek proteine ait bu ilk kodonun bilgisini
almadan üretime başlamaz. Bütün proteinlerin başlatma
kodonu aynıdır; metiyonin. 26 |
5. Birleştirme
merkezinin bu başlatma kodonunu tanımasından sonra
her protein için özel belirlenmiş olan "kodonlar"
yani "sipariş bilgileri" birbiri ardınca okunmaya,
yani tercüme edilmeye başlar.
6.
İlk olarak başlatma kodonu tercüme birimi olan
ribozomal RNA'daki küçük bölüme bağlanır. Sonra
ribozomal RNA sipariş bilgisini taşıyan mRNA üzerinde
bu kodonu geçerek hareket eder.
7.
Aynı anda tRNA, üzerinde yazılı antikodon şifresi
ve taşıdığı amino asitle beraber ribozomdaki yerini
alır. İşi biten amino asit ile ribozoma yeni gelen
amino asit birbirlerine peptid bağı ile bağlanırlar.
|
8.Sonra
ilk gelen tRNA ribozomu terk eder ve ikinci tRNA
kendisine bağlı olan iki amino asitle beraber
birinci kısımdan ikinci kısma geçer. |
9. Ribozoma gelen
bir sonraki tRNA, yine tRNA'ların bağlandığı büyük
bölümün birinci kısmına bağlanır. Birinci ve ikinci
tRNA'nın amino asitleri, bu yeni gelen üçüncü tRNA'nın
amino asidine bağlanır. |
10-Bu
bağlanma işlemi olduktan sonra ikinci tRNA da
ribozomdan ayrılır. |
11- Aynı
anda birinci kısımda bulunan üçüncü tRNA da kendisine
bağlı olan üç amino asitle beraber ikinci kısma
hareket eder. Ribozomal RNA bu işlemlere mRNA
iplikçiğindeki sipariş boyunca devam eder. |
12. Bu işlem ribozomal
RNA'nın mRNA'daki durdurma kodonunu tanıyınca
sonra erer.
|
Şimdi biraz durup düşünelim; yukarıda kısaca özetlenen
bu sistem, tesadüfen oluşmuş olabilir mi? Yani şuursuz
milyonlarca atom biraraya gelerek, böylesine üstün şuur
gerektiren bir sistemi tasarlayıp, bunun için de doğa
olaylarının tesadüfen kendilerine isabet edip, bu sistemin
oluşmasını beklemiş olabilirler mi? Tüm evrendeki bütün
atomlar biraraya getirilse ve bu atom yığınına fiziksel
ve kimyasal ne türlü işlem yapılırsa yapılsın, şuursuz,
bilgisiz, iradeden yoksun atomların bu kadar kusursuz
bir organizasyon oluşturmaları kesinlikle imkansızdır.
Dahası, bu organizasyon bu kadarla da bitmez. Çünkü
henüz son kontroller yapılmamıştır. Üretim bittikten
sonra yapılacak son işlem, oluşan amino asit zincirinin
sıralamasının ve diğer özelliklerinin üretilmek istenilen
proteinin dizilimi olup olmadığının kontrol edilmesidir.
KALİTE KONTROL
Daha önce de belirttiğimiz gibi, hücrelerin ihtiyaç
duyduğu proteinlerde en ufak bir hata olduğunda hücre
içindeki birçok mekanizma çalışamaz hale gelir. Bu şekilde
de hücre yaşamını devam ettiremez ve hatta birçok durumda
canlının kendisinde ciddi hastalıklar meydana gelir.
Bugün birçok hastalığın kalıtımsal nedenlerden kaynaklandığı
bilinmektedir ve bunun nedeni bu aşamalardan birinde
meydana gelen hatalardır. Hücre ve proteinler ise, sanki
bu işlemlerin canlı için önemini biliyorlarmış gibi,
son derece titiz davranırlar ve sentez sırasında belirli
aşamalarda onları tekrar tekrar kontrol ederler. 29
Tek bir proteinin üretimi sırasında yapılması gereken
kontrol işlemi için birçok enzim çalışır. Bu enzimler
bir fabrikanın kalite kontrol departmanı gibidir. Çünkü
her enzim, ürün hakkında çok detaylı bilgiye sahip olmalı
ve üretimin her aşamasından haberdar olmalıdır. Aksi
takdirde ortaya çıkan ürünü gereği gibi kontrol edemez.
İlginç olan ise, üretilen proteinin kalitesini kontrol
edenlerin yine proteinler olmasıdır. Kendi başına bir
iradesi olmayan atomlardan oluşan bu moleküllerin kendilerinin
özelliklerini dahi bilme ve tanıma imkanları yoktur.
Zaten onlar da ancak bu sistem düzenli bir şekilde işlediği
takdirde devamlı olarak ortamda bulunabilirler. Öyleyse
şuursuz atomlardan oluşan proteinler bu kontrolü nasıl
yapabilirler? Sahip oldukları akıl, bilinç, bilgi ve
organizasyonun gerçek sahibi kimdir? Elbette ki bu soruların
cevabı çok açıktır. Her bir atom, Allah'ın kendisini
yarattığı yapıya ve şekle uygun olarak hareket etmektedir.
SİPARİŞ YERİNE TESLİM EDİLİYOR
Bütün bu kontroller tamamlandıktan sonra artık protein
kullanıma hazırdır. Proteinler kullanılacağı yere doğru
yola çıkacaktır.
Üretimin bu aşamasına kadar olan tasarım mühendisliği
protein kullanım yerine ulaşana kadar devam eder. Üretilen
çok kıymetli protein molekülleri hiç zarar görmeden
kullanım yerine kadar götürülmelidir. Ama nasıl?
Bu sorunun cevabı hala tam olarak anlaşılmamıştır.
Fakat bilindiği kadarıyla bu süreç insanı hayrete düşürecek
derecede komplekstir. 30
 |
Protein üretildikten sonra da
hücre içindeki yoğun faaliyet devam eder. Protein
ya özel taşıyıcılarla hücre dışına çıkarılır ve
vücutta kullanılacağı yere götürülür ya da ihtiyaç
duyulana kadar depolanmak ve paketlenmek üzere
golgi cisimciğine bırakılır. |
Hücre içinde üretilen proteinler, üretilip oldukları
yerde bırakılmazlar. Aksi takdirde sürekli üretim yapan,
ancak ürettikleri atıl kalan bir sistem oluşurdu. Ancak
canlılıktaki tüm diğer sistemlerde olduğu gibi protein
üretiminde de eksiksizlik ve kusursuzluk vardır. Sonuç
olarak üretilen her protein, kullanılacağı veya kullanılacağı
zamana kadar depolanacağı ilgili yere yine çok özel
yöntemlerle taşınır. Örneğin hücre dışına gönderilecek
proteinler, enerji üretmekten sorumlu organel olan mitokondride
kullanılacak proteinler, çekirdekte kullanılacak proteinler
hep farklı mekanizmalar kullanılarak yerlerine gönderilirler.
Proteinlerin kullanım yerlerine taşınmalarında devreye
giren bu özel mekanizmalar ve yollar proteinlerin "hedeflenme
sistemleri" olarak anılır. 31 Hangi proteinin nereye gideceğini bilmesi başlı başına
bir mucize iken, gideceği yere göre ulaşım aracı belirlenmesi,
paketlenmesi, ulaşım sırasında zarar görmemesi için
enzimlerle desteklenmesi daha da şaşkınlık yaratan bir
mucizedir.
Bu konu üzerinde uzun yıllar çalışan ve bu çalışmaları
ile 1999 Nobel ödülünü alan David Sabatini ve Günter
Blobel yeni üretilen proteinlerin hedeflerine ulaşabilmeleri
için özel bir amino asit diziliminden oluşan bir "sinyal
dizilimi" taşıdıklarını ve yerlerine ulaştıklarında
ise bu sinyalden ayrıldıklarını büyük bir hayretle keşfettiler. 32 Bu sinyal sayesinde hedefe doğru
yola çıkan proteinin yolculuk sırasında daha fazla yardıma
ihtiyacı vardır. Yeni üretilmiş birçok protein hücre
içinde birçok moleküler makina ile karşılaşır. Bu makinelerden
bazıları proteini tutar ve ulaşması gereken yere kadar
götürür. Örneğin endoplazmik retikulum ve golgi cisimciği
proteinleri gideceği yere kadar yönlendiren önemli organellerdir.
Örneğin garbagease proteini üretildikten sonra 0.00025
santimetrelik bir yolculuk yapar. Sitoplazmadan lizozoma
doğru olan bu yolculukta, güvenliğinin sağlanması için
düzinelerce farklı proteinin çalışması gereklidir. 33
Yerinizde otururken bütün hücrelerinizin aynı anda
bütün bu işleri yaparak ne kadar meşgul olduğunu bir
düşünün. Tek bir hücrenin yüzlerce makine kullanarak
yaptığı bu üretimi trilyonlarca hücreniz aynı anda yaptığı
halde vücudunuzda hiçbir hareket hissetmez ve hiçbir
ses duymazsınız. Dahası, genel hatlarıyla anlatıldığında
dahi sayfalarca süren, sözlü olarak anlatıldığında saatlerinizi
alacak olan bu üretim, sadece 10 saniye veya en fazla
bir iki dakika sürer. Dikkat edilmesi gereken bir diğer
nokta ise bu sistemin, gözle görülemeyecek kadar küçük
bir yerde sürdürülüyor olmasıdır. Canlılığın tesadüfen
oluşan proteinlerden meydana geldiği iddiasını bütün
yaratılış gerçeklerine rağmen sürdürmeye çalışan evrimci
bilim adamları gerçekte bu kadar kompleks bir yaratılış
karşısında tesadüfün hiçbir anlamı olmadığını bilirler.
Evrimci biyolog Prof. Muammer Bilge, tek bir tesadüfe
dahi izin veremeyecek kadar mükemmel çalışan bu sistem
karşısındaki evrimci çaresizliği şöyle ifade etmiştir:
Bütün bu sonuçları lazım geldiği gibi sağlayabilen,
kendisi için tehlike ve kayıp yaratmayan, çıkmaz sokaklara
girmeyen hücrede, protein sentezi endüstrisi, diyebiliriz
ki, çok mükemmel bir organizasyonla ve kusursuz bir
önceden görüşle yürütülmektedir... Hücrede bütün bunlar
böyle olur. Fakat nasıl becerilir, nasıl başa çıkılır?
Henüz bunu tam olarak anlayamıyoruz. Sadece sonuçları
görüyoruz ve sonuçları sağlayan mükemmel organizasyonun
ancak bazı noktalarını fark edebilmiş bulunuyoruz. 34
Evrimci bilim adamları, yaptıkları gözlem ve araştırmalar
sırasında karşılaştıkları olağanüstü tasarım karşısında
hep yukarıdakine benzer şekilde "çok mükemmel bir organizasyon",
"kusursuz bir önceden görüş" gibi ifadeler kullanırlar.
Ancak bu mükemmelliğin, kusursuzluğun nasıl meydana
geldiğini kendi teorileri ile açıklayamazlar. Nitekim
bunun kendileri de farkındadırlar ve bu yüzden bu olağanüstü
olayların nasıl meydana geldiğini "henüz bunu anlayamıyoruz"
diyerek çaresizliklerini dile getirirler. Oysa şuursuz
atomların bu kadar mükemmel bir üretim organizasyonunu
oluşturup yürütemeyecekleri açıkça ortadadır. Her atomun
Allah'ın aklı, ilhamı ve gücü ile hareket ettiği kesin
bir gerçektir.
PROTEİN SENTEZİNİN GÖSTERDİĞİ
ÖNEMLİ BİR GERÇEK
Protein sentezinin aşamalarına baktığımızda dikkatimizi
çeken konulardan biri, tek bir protein molekülünün üretilmesi
için yüzlerce farklı protein ve enzime ihtiyaç olduğudur.
Bunların yanısıra yine birçok molekül ve iyon da hazır
bulunmalıdır. Peki öyle ise, ilk protein nasıl oluşmuştur?

Bir proteinin üç boyutlu görünümü
|
İşte bu, evrimcilerin en önemli çıkmazlarından biridir.
Evrimci biyolog Carly P. Haskings American Scientist
dergisinde yayınlanan bir makalesinde evrimin bu çıkmazını
şöyle ifade etmiştir:
... Fakat biyokimyevi genetik sayesinde evrimle ilgili
birçok önemli soru hala cevaplanamamıştır... Bütün canlılarda,
hem DNA eşleşmesi, hem de üzerlerindeki şifrelerin proteinlere
çevrilmesi oldukça spesifik ve uygun enzimler sayesinde
olmaktadır. Aynı zamanda bu enzim moleküllerinin yapıları
da tam olarak bizzat DNA tarafından belirlenmektedir.
İşte bu gerçek, evrimde çok esrarlı bir problemi ortaya
çıkarmaktadır. Acaba evrim olayında, şifrenin kendisi
ve bu şifrenin içinden de proteinlerin sentezinde gerekli
olan diğer enzimler beraberce mi ortaya çıkmıştır? Bu
bileşiklerin olağanüstü karmaşıklığı ve sentezlenmeleri
için aralarında hiç aksamayan bir koordinasyonun olma
zorunluluğu göz önüne alındığında, söz konusu zaman
çakışmasından bahsetmek çok saçma olmaktadır. Bu soruya
Darwin'in görüşleri dışında cevap aramalıyız. Çünkü
söz konusu durum özel yaratılışı öngören çok güçlü bir
delil oluşturmaktadır. 35
Bu bilim adamının da belirttiği gibi, protein sentezinin
oluşabilmesi için, hücre içindeki tüm sistemin birlikte
var olması gerekir. Bu sistemin parçalarından biri dahi
eksik olduğunda protein üretilemez ve dolayısıyla yaşam
sürdürülemez. Evrimciler ise, önce proteinlerin sonra
da proteinlerin tesadüfi birleşimleri ile hücrelerin
oluştuğunu iddia ederler. Ancak çok açıktır ki, bu parçalardan
biri olmadan diğeri kesinlikle oluşamamaktadır. Bu ise,
Haskings'in de itiraf ettiği gibi, Allah'ın tüm canlıları,
tüm sistemleri ile birlikte yarattığının açık bir delilidir.
Allah'ın kusursuz yaratışı Kuran'da şöyle bildirilir:
O Allah ki, yaratandır, (en güzel biçimde) kusursuzca
var edendir, şekil ve suret verendir. En güzel isimler
O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih
etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 24)
17- Albert Lehninger
L., Late University Professor of Medical Sciences, The Johns
Hopkıns University David L. Nelson, Professor of Bıocemistry
Unıverstiy of Wısconsın Madıson, Mıchael M. Cox Professor
of Bochemıstry Universty of Wısconsın Madıoson, Principles
of Biochemistry, Second Edıtıon, Worth Publshers New York,
s.892
18- Albert Lehninger L., Late University
Professor of Medical Sciences, The Johns Hopkıns University
David L. Nelson, Professor of Bıocemistry Unıverstiy of Wısconsın
Madıson, Mıchael M. Cox Professor of Bochemıstry Universty
of Wısconsın Madıoson, Principles of Biochemistry, Second
Edıtıon, Worth Publshers New York, s.892
19- Aaldert Mennega, "Reflections on
The Scientific Method" in Creation Research Society Quarterly,
Haziran 1972, s. 36; 
20- Werner Gitt, In The Beginning Was Information,
Christliche Literatur- Verbreitung e.V., CLV Bielefeld Germany,
1997, s. 95-96 
21- "Cells Energy Use High for Protein
Synthesis" in Chemical & Engineering News, Ağustos,
20, 1979, s. 6
22- Albert Lehninger L., Late University
Professor of Medical Sciences, The Johns Hopkıns University
David L. Nelson, Professor of Bıocemistry Unıverstiy of Wısconsın
Madıson, Mıchael M. Cox Professor of Bochemıstry Universty
of Wısconsın Madıoson, Principles of Biochemistry, Second
Edıtıon, Worth Publshers New York, s. 905
23- Mahlon B.Hoagland, Hayatın Kökleri, Tübitak
Popüler Bilim Kitapları 12. Basım, Mayıs 1998, s.31
24-Albert Lehninger L., Late University Professor
of Medical Sciences, The Johns Hopkıns University David L.
Nelson, Professor of Bıocemistry Unıverstiy of Wısconsın Madıson,
Mıchael M. Cox Professor of Bochemıstry Universty of Wısconsın
Madıoson, Principles of Biochemistry, Second Edıtıon, Worth
Publshers New York, s. 892
25- Curtis Barnes, Invitation to Biology,
Worth publishers, Inc, New York 1985, s .191
26- Prof. Dr. Engin Gözükara, İnönü Üniversitesi
Tıp Fakültesi Biyokimya Ana Bilim Dalı Başk., Biyokimya, Nobel
Tıp Kitabevleri 1997, Üçüncü Baskı, Cilt1., s. 621, 
27- Curtis Barnes, Invitation to Biology,
Worth publishers, Inc, New York 1985, s. 191 
28- Curtis Barnes, Invitation to Biology,
Worth publishers, Inc, New York 1985, s .191
29- "Cells Energy Use High for Protein
Synthesis" in Chemical & Engineering News, Ağustos,
20, 1979, s. 6 
30-Albert Lehninger L., Late University Professor
of Medical Sciences, The Johns Hopkıns University David L.
Nelson, Professor of Bıocemistry Unıverstiy of Wısconsın Madıson,
Mıchael M. Cox Professor of Bochemıstry Universty of Wısconsın
Madıoson, Principles of Biochemistry, Second Edıtıon, Worth
Publshers New York, s. 929
31-Albert Lehninger L., Late University Professor
of Medical Sciences, The Johns Hopkıns University David L.
Nelson, Professor of Bıocemistry Unıverstiy of Wısconsın Madıson,
Mıchael M. Cox Professor of Bochemıstry Universty of Wısconsın
Madıoson, Principles of Biochemistry, Second Edıtıon, Worth
Publshers New York, s. 929
32-Albert Lehninger L., Late University Professor
of Medical Sciences, The Johns Hopkıns University David L.
Nelson, Professor of Bıocemistry Unıverstiy of Wısconsın Madıson,
Mıchael M. Cox Professor of Bochemıstry Universty of Wısconsın
Madıoson, Principles of Biochemistry, Second Edıtıon, Worth
Publshers New York, s.929
33- Michael Behe, Darwin'in Kara Kutusu,
Aksoy Yayıncılık, İstanbul, Haziran 1998, s. 113
34- Prof. Dr. Muammer Bilge, Hücre Bilimi,
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Fizyoloji ve Biyofizik Kürsüleri,
3. Baskı, s. 131-132
35- Carly P. Haskings, "Advances and
Challenges in Science", American Scientist, 59 (1971),
s. 298 
|